Işınlanma Mümkün mü? Kuantum Dolanıklığı Nedir?

Işınlanma Mümkün mü?

Işınlanma Mümkün mü?

Işınlanma mümkün mü? İşten veya okuldan çıktınız diyelim, bir kumanda düğmesiyle direkt eve gitmenizin bir yolu olabilir mi?

Bilim adamları, 1000 yıl içinde bunun bir olasılık olabileceğini düşünüyor ve vücudunuzu atom altı seviyeye kadar tarayıp, A noktasında olan sizi atomlarınıza kadar ayırıp B noktasına yollayabilmenin yollarını bulmak adına deneyler gerçekleştiriyorlar.

İlk olarak 1998’de, Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’ndeki fizikçiler, ışınlanma teorisini, ışık taşıyan bir enerji parçacığı olan bir fotonu başarıyla ışınlayarak gerçeğe dönüştürdüler. Yaklaşık 1 metre uzağa ışınlanan fotonun karşı tarafta bir kopyası oluştu. Tahmin edildiği gibi kopya olan foton ortaya çıkınca, orijinal olan foton ortadan kaybolmuştu.

Fizikçiler bu deneyi Heisenberg Belirsizlik İlkesini ihlal etmeden yapmak zorunda kaldı, çünkü bu ilke bir parçacığın yerini ve momentumunu aynı anda bilemeyeceğimizi ve fotondan daha büyük nesnelerin ışınlanmasının mümkün olmadığını söyler.

Fakat bir parçacığın konumunu bilmiyorsanız eğer, kuantum ışınlanma nasıl yapabilirsiniz? Bir fotonu Heisenberg İlkesini ihlal etmeden ışınlamak için fizikçiler, kuantum dolanıklığı olarak bilinen bir fenomen kullandılar.

Kuantum Dolanıklığı Nedir?Kuantum dolanıklığı nedir

Kuantum dolanıklığı nedir? Işınlanmada ne rol oynar?

Kuantum fiziğinde, en az iki atom altı parçacığın, şans eseri olmadan etkileşime girerek,fiziksel olarak birbirlerine dolanmasına kuantum dolanıklığı denir. Bu, parçacığın momentumu, konumu veya polarizasyonu gibi özellikleri ifade edebilir.

Bir parçacık için bu özelliklerden biri ile ilgili bir şeyler bilmek, diğeri için aynı özellik hakkında bir şeyler anlatır. Mesela bir çift eldiveninizin olduğunu hayal edelim. Dolabınızda sadece bir sağ eldiven bulduysanız, eksik eldivenin sol elinizle uyacağından emin olabilirsiniz. İki eldiven birbirine dolanmış olarak tanımlanabilir, çünkü biri hakkında bir şeyler bilmek diğeri hakkında rastgele olmayan bir özellik hakkında önemli bir bilgi verecektir.

Modacıların bu konuda kafası oldukça rahat, bu onlar için pek de garip bir durum değil. Fakat bu kavram kuantum mekaniği ile ilgilenen fizikçiler için büyük bir sorun teşkil ediyor.

Önceleri, Niels Bohr ve Werner Heisenberg, bir nesnenin durumunun ancak bir ölçümden alınan sonuca göre gerçekten var olup olamayacağını savundu. Bu da deneysel olarak gözlemlemesi gerektiği anlamına geliyordu.

Albert Einstein ve Niel Bohr

Erwin Schrödinger, Schrödinger’in kedisi olarak bildiğimiz düşünce deneyinde, bir kutunun içinde ki kedinin, kutuya bakana kadar ne canlı ne de ölü olduğunu söylemeyiz diyerek kuantum mekaniğine itiraz etti. Albert Einstein’da , Schrödinger’in düşüncelerine katılarak, “aynı saftayız” mesajını verdi. O zamana kadar kuantum mekaniği olasılıkla işliyordu.

Daha sonra bu terslikte bir iş var (!) diyen Niels Bohr, iki nesneden, ilk nesnenin durumunu ölçersek buna karşılık gelen çok uzaktaki diğer nesnenin sonucu hakkında tahminlerde bulunabileceğimizi söyledi.

Einstein bu fikri ‘ürkütücü bir eylem’ olarak görüp, reddetti ve daha sonra ‘gerçekliğin derinliklerinde olasılık olamaz’ düşüncesiyle, bir çok kez “Tanrı Zar Atmaz”  iddiasında bulundu.

Yıllar geçse de,  Bohr’un fikirleri, kuantum dolanıklığının ilginç doğasının ve  modern fiziğin hâla sağlam bir parçası olarak görülmekte. Peki bu kuantum dolanıklığının ışınlanmada rolü ne?

Kuantum Işınlanma:

Kuantum Işınlanma

Kuantum dolanıklığında, kuantum ışınlanma elde etmek için en az üç foton gerekir:

  • Foton X: Işınlanacak foton
  • Foton Y: Taşıyıcı foton
  • Foton Z: Foton Y ile dolanan foton

Araştırmacılar, foton X’e dolanma olmadan çok yakından gözlemlediler, daha sonra onu değiştirdiler. Y ve Z fotonlarını karıştırarak,  X ile ilgili bazı bilgileri öğrenip ve elde edilen bilgiler ışığında dolanma yoluyla Y’ye ve daha sonra  Z’ye iletildi.. Araştırmacılar bilgiyi  X’den  Z’ye gönderdiklerinde, X’in bire bir kopyasını oluşturdu. Bununla birlikte artık  X’deki bilgi,  Z’ye gönderilmeden önceki haliyle mevcut değildi.

Bunu daha basit bir şekilde ifade edersek, Uzay Yolu (Star Trek) filmindeki Kaptan Kirk, yabancı bir gezegene doğru ışınlandığında, taşınmanın gerçekleştiği odada, atomik yapısının bir analizi ile bir Kaptan Kirk kopyası oluşturulur, daha sonra bu kopya ışınlanmak istenen yere yollanır, ışınlanma gerçekleşince orijinal Kaptan Kirk artık ortadan kaybolur.

Işınlanma Deneyleri

Işınlanma deneylerine 1998 yılında başlayan fizikçiler, bir maddeyi ışınlamanın sonsuz derecede zor olduğu bildikleri için, maymunları ışınlanma macerasına giremediler. Yine de bu konuda büyük ilerlemeler kaydettiler.

  • 2002 yılında, Avustralya Ulusal Üniversitesi’ndeki fizikçiler bir lazer ışını ile ışınlanma gerçekleştirdiler.
  • 2006’da, Danimarka’nın Niels Bohr Enstitüsü’ndeki  fizikçiler lazer ışığında depolanan bilgileri yaklaşık  uzaklıktaki bir atom bulutuna ışınlamayı başardılar.
  • 2012 yılında, Çin’li fizikçiler ışınlanma rekoru kırarak, bir fotonu 81 kilometre uzağa ışınladılar.
  • 2014 yılında Avrupalı ​​fizikçiler sıradan bir optik fiber aracılığıyla kuantum bilgilerini ışınlayabildiler.

İnsanlar Işınlanabilir mi?

insanlar ışınlabilir mi

Peki her şey bilgiyi A noktasından B noktasına taşımaktan mı ibaret? İnsanlar ışınlanabilir mi?

Ne yazık ki Uzay Yolu filmindeki gibi insanları ışınlanma fiziksel anlamda imkansızdır. Bir kişinin başka bir yere anında ışınlanmasını sağlayan bir taşıyıcı da, o kişinin bilgisinin ışık hızında seyahat etmesini gerektirir. Einsten’in özel görelilik teorisi buna müsade etmez.

Ayrıca, bir kişinin ışınlanabilmesi için, insan vücudunu oluşturan trilyonlarca atomun tespit edilmesi ve analiz edilmesi gerekmekte. İnsan vücudunu ışınlayacak makine, bilgileri başka bir yere göndermek zorunda kalacaktı, başka bir makine de kişinin vücudunu  hassas bir biçimde yeniden inşa etmesi gerekecekti; çünkü insan moleküllerini bir milimetre bile yerinden oynarsa ciddi anlamda fizyolojik zararlar verecektir.

Işınlandığımız yere ulaşma da ayrı bir tartışma konusu. Işınlanan insan aslında hiç bir yere “ulaşamaz”.Tüm süreç bir faks makinesi gibi işleyecek ve kişi süreç sonunda bir kopya olarak ortaya çıkacaktı. Peki orjinale ne olacaktı? Peki siz her fakstan sonra orjinale ne yaparsınız?

Öyleyse her başarılı ışınlanmayı bir cinayet daha sonra bir yaratma eylemi olarak adlandıralabiliriz. Her ışınlanma da vücudunuzun her ayrıntısını; tüm anılarını, duyguları, umutları ve hayalleri tamamlayan genetik bir klon yaratılması anlamına gelir.

Bilim adamları her geçen gün  ışınlanmanın temel kavramlarını geliştirmeye devam ediyor. Bunu başarmaları için, yaşam, ölüm, madde, mekan ve zaman konusunda  büyük atılımlar  gerçekleştirmek zorundalar.

Görünen o ki , insanlık ile böylesine bir tanrısallık arasında bir engel bulunmakta, sizce de öyle  değil mi?

 

 

Bunları da beğenebilirsin

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.